10. Sayı / 3. Kısım
BEKÂR ANNELER ARAŞTIRMASI
“Anneleri Anlayan Marka Olmak” kitabının yazarı Esra Baykal yazdı.
“Anneleri Anlayan Marka Olmak” kitabının yazarı Esra Baykal, büyüyen “BEKÂR ANNELER” segmentini, Şubat ayında, Türkiye’nin 5 ilinde, 100 bekâr anne ile gerçekleştirdiği birebir görüşmeler sonucunda analiz etti.
Türkiye’deki boşanma oranlarının artması ile de gündeme gelen, var olma savaşı veren bekâr anneler, pazarlama dünyasının da artık fark etmesi gereken ve her geçen gün büyüyen bir grup.
TÜİK verilerine göre Türkiye’deki boşanma sayısı, aylara göre incelendiğinde 2020 yılının Nisan ve Mayıs aylarında Pandemi dolayısıyla önemli bir azalma görüldü. Boşanan çiftlerin sayısı 2019 yılında 156 bin 587 iken 2020 yılında %13,8 azalarak 135 bin 22 oldu. Diğer taraftan boşanma sayısında 2020 yılının Temmuz ayında bir önceki yıla göre artış görüldü. Boşanma sayısı 2019 yılı Temmuz ayında 13 bin 555 iken %69,9 artarak 2020 yılının aynı ayında 23 bin 25 oldu. Pandemi kadına şiddeti de %30 oranında artırdı.
Bu anneleri yakından tanımak, onlara destek olmak için kolları sıvadık. Ankara, İzmir, Antalya, Adana, İstanbul’da 100 bekar anne ile online birebir görüşmeler gerçekleştirdik.
Araştırma Kapsamında;
- Eğitim durumları
- Zorlandıkları konular
- Bekâr anne olma kararları
- Markalara bakışları
- Reklamlara bakışları
- Beklentileri
- Medya takipleri
- Çocukları ile ilgili kaygıları
- Hayalleri analiz edildi
“Çizdiğiniz Anne Olmak Zorunda Değilim. Benim Hikâyem Başka…”
Toplumsal etiketlerle hareket etmeye çok alışkın olan Türk toplumu içerisinde boşanma hala bir tabu olarak görülmektedir. Kadının, “kutsal anneye” dönüşmesi ile birlikte, her şeyi sineye çekmesi, kol kırılsa da yen içinde kalması, kan kusup kızılcık şerbeti içmesi beklenmektedir. Bu geleneksel yaklaşım, aile kavramını bir arada tutmak için kadının üzerinden ciddi bir baskı oluşturmaktadır.
Maskenin ardına sıkıştırılan anne kimliği, kadınların giderek bastırılmasına ve gördükleri fiziksel ve duygusal şiddetin de çoğalmasına neden olmaktadır. Eğitim durumu ve istihdam oranındaki yeri, erkekler kadar güçlü olmayan Türk kadını, ekonomik özgürlüğüne de sahip olmadığından uzun yıllardır, başına gelenleri “saklamak/ gizlemek/normalleştirmek” durumunda kalmıştır.
“Anne hep susmalı ve toparlayıcı olmalı diyorlar, yıllarca yediğim dayağı da, çocuklarımın çektiklerini sineye çektim.”
Kadın dönüşümü algısının güçlenmesi, kadına dair eşitlik beklentilerinin artması, toplumsal hassasiyetlerin yükselmesi ile birlikte “evde zincirlenmiş pek çok kadın” artık isyan etme noktasına gelmiştir. Boşanma oranlarındaki bu yükseliş, kadınların sadece ekonomiye daha fazla katılması sonucunda değil, aksine kendi gelecekleri ve çocuklarının ruh sağlığı konusunda bıçağın kemiğe dayanması ile de ortaya çıkmıştır.
“Aldığım kararla gurur duyuyorum, tek korkum gelecek, benden başka oğluma sahip çıkacak kimse yok, bunu da çözdüğümde artık yıkılmaz olacağım.”
Bekâr annelerle gerçekleştirdiğimiz bu sohbetler bize, üzerine dikilmeye çalışan elbiselere artık “dur!” demek isteyen kadın sayısının da arttığını göstermektedir. Evlenmek kadar boşanmanın da doğal olduğunu, bekâr bir annenin de herhangi bir kadın gibi özgür ve maskesiz yaşayabileceğini, ekonomik ve sosyal anlamda haklara sahip olduklarını yüksek sesle söylemek istiyorlar.
Anne olan kadına biçilen rollere ve etiketlere dur demek isteyen bu kadınlar, yeni çıktıkları “özgür ve huzurlu yaşam yolculuklarında” kabul edilmeyi, daha fazla hırpalanmamayı, aksine kazandıkları savaşta desteklenmeyi bekliyorlar.
“Anne hep susmalı ve toparlayıcı olmalı diyorlar, yıllarca yediğim dayağı da, çocuklarımın çektiklerini sineye çektim. Ama öyle bir nokta geliyor ki artık kendi canın ve çocuklarının canı tehlikeye giriyor. Burada susmak yapılacak bir şey değil. Ailemi aradım ya buraya gelirsin ya kocanın yanında kalırsın dediler. Oraya gitsem, bin türlü mahalle baskısı yiyeceğim belki de istemediğim biriyle yeniden evlendirileceğim. Çocuklarım da ben de yine perişan olacağız. Burada kalsam ölme riskim var. Eğitimim yeterli değil… Ama bir an geliyor işte, cesaretini topluyorsun. İki seçenek yok bu hayatta, 3. seçeneği de ben buldum, buradan gideceğim diyorsun. Günde 2 işte çalışıyorum, oğlumu üniversiteye hazırlıyorum. O da bazen kafede çalışıp bana destek oluyor. Kendi evimizde, kendi dünyamızda yaşıyoruz. Hiç pişman olmadım aldığım karardan.
Dün geceden kalma bulaşıklar var tezgâhta şu anda… Umurumda bile değil, bu kalan bulaşıklar yüzünden beni dövecek kimse yok evde.
Oğlum yaşadıklarımız yüzünden sedef hastası oldu, boşandıktan sonra tedaviye başladık, şimdi daha iyi… Aldığım kararla gurur duyuyorum, tek korkum gelecek, benden başka oğluma sahip çıkacak kimse yok, bunu da çözdüğümde artık yıkılmaz olacağım.”
Yepyeni bir hayata başladıklarını, artık daha huzurlu, geleceğe nispeten daha umutlu baktıklarını gördüğümüz bekâr annelerin tek kaygıları, çocuklarının geleceği… Çünkü bu anneler, büyük ölçüde nafaka almadan boşanıyor. Devletin takdir ettiği minimum nafaka oranları bile çoğunlukla eski eşler tarafından ödenmiyor. Kadınlar bu noktada, yeni sahip oldukları özgürlük, huzurlu ev ortamı için ekonomik desteklerinden feragat etmeye razı hale geliyorlar.
Çocuklarını emanet edecek aileleri yakında olmayanlar en zor durumda kalanlar elbette. Kreş fiyatlarını, bakıcı bütçelerini karşılamakta zorlanıyorlar. Çocukları ile başladıkları yaşamlarında, çalışmak için alternatif modellere ihtiyaç duyuyorlar.
Yepyeni bir hayata başladıklarını, geleceğe nispeten daha umutlu baktıklarını gördüğümüz bekâr annelerin tek kaygıları, çocuklarının geleceği…
Pek Çok Sektör İçin Bekâr Anneler Potansiyel Taşıyorlar…
Pandemi ile birlikte esnek çalışma saatlerine ve hibrit yapılara geçen call center sektörü bekâr annelerin sabırlı, içten, öğrenmeye hevesli, düzenli gelir beklentisi içerisinde olan dünyalarına en kolay adapte olabilecek sektördür.
Kendilerini sosyal yetkinlikler konusunda da geliştirmek isteyen bu kadınlara, Call Center’ların hali hazırda verdikleri eğitimler büyük bir destek olacaktır. Sürdürülebilir gelir beklentisi olan bu kadınlar için turn over oranı yüksek olan sektör, istikrar anlamında da önemli bir kitledir.
Düşük prim ücretleri ile sigorta sektörüne girmeleri ve kendilerini daha güvende hissetmeleri sağlanabilir.
Geleceklerinden sadece ekonomik olan kaygılanmayan sağlık anlamında da tedirgin olan bekâr anneler, yeni ailelerinin tek gelecek mimarlarıdır. Bu anlamda tehlikeli hastalık, hayat sigortası, ferdi kaza sigortası gibi ürünlere de en sıcak bakan gruptur. Düşük prim ücretleri ile sektöre girmeleri ve kendilerini daha güvende hissetmeleri sağlanabilir. Bu sigortalar kapsamına eklenecek ücretsiz Check-up imkânları, kişisel gelişim eğitimleri, psikolojik destek paketleri ile bekâr anneler sigorta sektörüne daha fazla yakınlaşacaktır.
Bilgi ve İmkân Eksiliği, Bekâr Annelerin Güçlenme Potansiyelini Düşürmektedir…
Finansal okuryazarlık, SGK hakları, yan destekler, sosyal yardımlar konusunda bekâr annelerin pek çok haktan habersiz olduklarını gördük. İçinde bulundukları savaştan bir an önce çıkmak için eldeki haklarından da feragat ediyorlar. İlk anda özgürlük ve rahatlama hissi duyuyorlar ama sonra gelecek kaygısı başlıyor.
Kamu, yerel yönetimler ve marka desteği ile sahip oldukları haklar konusunda geniş çaplı bilgilendirmeler, girdikleri yolda kendilerini daha güvende ve güçlü hissetmelerini sağlayacaktır. Psikolojik, pedagojik destekler, finansal okuryazarlık eğitimleri, iş yeri kreşlerinin artırılması, esnek saatli çalışma imkânları, hukuksal haklara dair seminerler, İŞKUR destekleri…
Kamu ve Özel Sektörün Güç Birliği, Pek Çok Kadını Dönüştürebilir…
Aslında devletin elinde olan nüfus datası üzerinden entegre edilmiş, bekar anne destek programları hazırlanmalı. Datada zaten medeni durum belli, datanın bu anlamda analiz edilip, eldeki imkanlara sahip işletmeler, kamu kurumları, sağlık kurumları ile entegre edilerek bir paket halinde sunulması lazım. Bu anlamda da firmalara çağrı yapılmalı, Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanlığı buna liderlik edebilir. Eldeki paketlere destek olmaları, kurumsal sosyal sorumluluk projelerine dâhil etmeleri istenebilir. Kamu ve özel sektör gücü birleştiğinde her şey daha kolaylaşıyor.
Bu annelerin kendi gelişimleri ve çocuklarının gelişimi için çareyi %90 oranında internette aradığını görüyoruz. Sosyal medyada kendileri gibi boşanan ve hayatlarına devam etme gücünü bulan influencerları takip etme oranları yükseliyor. Kişisel gelişim sayfaları, çocuk eğitimi ve psikolojisi konularında daha fazla kanal takip etmeye başlıyorlar. Youtube burada en önemli kaynak oluyor. Telekom firmaları bu annelerin internet paketlerine destek olabilir.
Reklamlar, Bizim Gerçeğimizi Yansıtmıyor…
Görüştüğümüz bekâr annelere, reklamlara ve markalara bakışlarını sorduğumuzda gördük ki, boşanan anne, öncelikle daha indirimli ürünlere ve markalara yöneliyor. Daralan ekonomisini yönetmek önceliği oluyor. Kampanya takipçisi oluyor. Kendisine özel tasarlanmış hissi veren kampanyalara önem veriyor. İsmiyle gelen mailler, smsler, sık kullandığı ürünlere özel gelen kampanyalar değerli hissetmesini sağlıyor.
%50’si çekirdek ailelerin ön planda olduğu reklamları zaplıyor. Hem çocuklarının hem de kendilerinin psikolojik olarak rahatsız hissettiklerini belirten bekar anneler, kendilerinin de aile olduğunu ancak geleneksel olmadıkları için dışlandıklarını hissediyorlar.
Aile kampanyalarının sadece çekirdek ailelere uygun hazırlanması, tatil paketlerinin anne-çocuk olarak kurgulanmaması, kendilerine özel sadakat kartları olmaması, reklamlarda anne-çocuk birliğini görmek istemeleri en sık dile getirdikleri konulardır.
“Ben Eksik ya da Arızalı Bir Ürün Değilim, Değer Görmeyi Hak Ediyorum!”
Açıkçası boşanmanın ilk 3 yılında çocuklarına doğru bir yaşam ortamı yaratmak dışında hayal kuramıyorlar. Ancak, 3 yıldan sonra gözlemliyoruz ki kendilerini de düşünmeye başlıyorlar. Yalnız ölmek istemiyorlar, belki evlilik hala uzak geliyor onlara ama bir hayat arkadaşı ihtiyaçları olduğunu anlamaya, kadınlıklarını geri kazanmak zorunda olduklarını biliyorlar.
Çocukları büyüyüp, kendi yaşamlarına uçtuklarında geride yalnız kalmak istemiyorlar. Ancak psikolojik olarak buna hazırlanmaları gerekiyor. Eski korkulardan arınmaları, zihinlerini bilinçle yönetmeleri lazım. Sosyal baskıları, önyargıları geride bırakmaya ihtiyaç duyuyorlar. Burada da işin içine bütçe ayıramadıkları psikolojik destekler ve kişisel gelişim eğitimleri devreye giriyor. Bu anlamda yine firmaların ve kamunun desteğine ihtiyaçları var.
“Ben boşandıktan sonra beni birileri ile tanıştırmak isteyenler oldu, bir iki kez buluşmaya da gittim. Karşımda oturan erkekler hep bana öncelikle kendi kurallarını anlattılar. Ben şöyle kadın isterim, buna dikkat et isterim dediler. Ben ilk eşleri olsaydım benimle böyle konuşabilirler miydi, sanmıyorum. Sanki ben ikinci el, arızalı bir ürünüm gibi kendimi beğendirmemi beklediler. Ben de uzatmadım kalktım, bir daha da görüşmedim. Ben eksik ya da bozuk değilim, ben talihsizlikler yaşadım ve kurtardım kendimi, beni ezik ve değersiz hissettirecek başka bir ilişkiyi de yaşamam bundan sonra…”
“Ben yeniden evlenir miyim emin değilim, çocuğumla başka birini aynı eve sokar mıyım, sanmıyorum. Birisi bana zorunluluklar, kurallar getirirse ne tepki veririm emin değilim. Ben zaten bunlardan kaçmışken, su getir dese bile batar bana sanırım. Benim de psikolojik olarak yeni bir ilişkiye hazır olmam lazım. Ama yalnız ölmek elbette istemiyorum. Belki bir gün… Ama şimdi hazır değilim.”
Ez cümle, Türkiye’nin gerçeği olan bekâr anneleri dönüştürüp, güçlendirmek için atılabilecek pek çok adım var. Bu adımların hayata geçirilmesi noktasında da kamu ile özel sektörün işbirliği yapması gerekiyor. Geliştirilebilecek projeler konusunda gönüllük esasına dayalı çalışmaya hevesli pek çok pedagog, psikolog, stratejist ve araştırmacı bulmak mümkün…
Ülkenin yarısını yetiştiren kadınları, ülkemizin daha güçlü, daha yaratıcı olması için desteklemek boynumuzun borcu… Niyetimiz olduğu sürece, başaramayacağımız şey yok!
YAZAN: ESRA BAYKAL
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
SANATTAN NE HABER?
BEIN CONNECT NİSAN AYINDA DOPDOLU…
beIN CONNECT, HBO yapımı “Mare of Easttown” ve “The Nevers” gibi yeni dizileri Nisan ayında kütüphanesine eklerken pandemi nedeniyle vizyona giremeyen filmleri ilk kez izleyicisiyle buluşturmaya ve Oscar heyecanını izleyicisine yaşatmaya devam ediyor.
YELDEĞİRMENİ SANAT MERKEZİ NİSAN AYI KONSERLERİ BAŞLIYOR
Kadıköy Belediyesi Yeldeğirmeni Sanat Merkezi’nDE (YSM) sosyal mesafe kurallarına uygun olarak düzenlenen konserler, seyirciyi klasik müzik ve caz müziği ile buluşturuyor. Nisan ayı programı 2 Nisan Cuma günü usta trompetçi Şenova Ülker’in triosu ile başlayacak. Önde gelen piyanistlerinden Uraz Kıvaner’in ve kontrbasta genç neslin önü açık yeteneklerinden Anıl Deniz’in yer alacağı Şenova Ülker Trio standartlardan oluşturdukları repertuvar ile caz severlerle buluşacak.
YEDİ GÜÇLÜ KADIN KÖK ADLI SERGİYLE GALERİ DİANİ’DE
20 Mart–20 Nisan 2021 tarihleri arasında Galeri Diani ‘KÖK’ adlı sergiye ev sahipliği yapacak. Sanatçılar Gülseren Südor, Hale Sontaş, Hülya Düzenli, Zeynep Dilek Çetiner, Sema Bicik, Tuba Önder Demircioğlu ‘KÖK’ kavramını merkeze alarak işaretlediği üç temel anlayışı aydınlatmaya çalışıyorlar. Küratörlüğünü Telga Südor Mendi’nin üstlendiği sergide ayrıca onur sanatçısı olarak Eren Eyüboğlu’nun da eserleri yer alıyor.
NATİONAL GEOGRAPHİC’İN İSTANBUL’U DA KONU ALAN YENİ BELGESELİ “BİR SU HİKAYESİ”
Bir Su Hikayesi, tüm dünyayı tehdit eden su krizine karşı İstanbul, Londra ve Cape Town gibi dünyanın üç büyük şehrindeki çevre aktivistleri ve uzmanlar aracılığıyla geliştirilen çözümleri değerlendiriyor. National Geographic’i Digiturk, D-Smart, KabloTV, Tivibu ve Vodafone TV platformlarından izleyebilirsiniz.