14. Sayı / 3. Kısım
Onur Çam
Bir Spor Fotoğrafçısının Hikayesi
SPORDAN SANATA
Röportaj: Atıl Ünal
Tepetaklak duran rüzgar sörfçüsü, en kritik andaki yüz ifadeleri, kullanılan o son servis, suyun altından çekilen yüzücünün kasları, kürekçilerin gökyüzünden görüntüsü, gece bisiklet yarışı, havada donmuş basketbolcular...
Hepimizin hayranlıkla baktığı bu fotoğraflarda sporculara ve/veya doğal güzelliklere hayran oluyoruz. Peki bu fotoğraflar nasıl çekiliyor? Onur Çam, yıllarını spor fotoğrafçılığına vermiş bir üstat. Tutku ile yaptığı işini, zorluklarını sorduk, o da anlattı.
"Ben sadece sporu seviyorum."
Onur Çam kimdir?
1987 yılında üniversite yıllarında fotoğraf çekmeye başlamıştır. 1999-2010 yılları arasında Moskova’da profesyonel olarak çalışmıştır. 2012 yılında spor organizasyonları fotoğrafları çeken GOSHOTS şirketinin kurucu ortağı olmuştur. Halen GOSHOTS’ta spor fotoğrafları çekmeye devam etmektedir. Bugüne kadar ulusal ve uluslararası birçok spor organizasyonunda ve karşılaşmalarda görev yapmıştır.
Farklı spor dallarında binlerce fotoğraf çeken Onur Çam, Türkiye'nin en önde gelen spor fotoğrafçılarından biri olarak sağlam bir üne sahiptir. Ayrıca yirmi yılı aşan kariyeri boyunca neredeyse tüm dünyayı dolaşmıştır.
Spor Toto Spor Fotoğrafı 3’üncülüğü
Türkiye Foto Muhabirleri Derneği'nin 35. Yılı Basın Fotoğrafları 2020 Ödül Töreni
Deklanşörün sesi - klik, klik, klik - benim için bir armoni gibi.
En klasik soruyla başlayalım, fotoğrafçılık nasıl başladı? Hobi olarak mı, yoksa muhabirlikle mi?
Fotoğraf çekmeyi çocukluktan beri severim. Hobi denebilir mi bilemiyorum. Fotoğraf her zaman vardı hayatımda. Daha sonra üniversite hayatımda ve iş hayatımda her zaman fotoğraf oldu. İlerleyen yıllarda ise bu tutku mesleğime dönüştü. Amerikalı savaş muhabirlerinin hikayesini anlatan Ateş Altında filmi beni çok etkilemişti. Büyüleyiciydi, gelecekte filmdeki fotoğrafçılar gibi olmak istiyorum, diye düşündüm. Kesinlikle hayatımın yolunu şekillendirdi.
"Bazen deklanşöre basarken kalbim çarpıyor. O enerjiyi hissedebiliyorum."
Elinize makineyi alınca birçok şeyin fotoğrafını çekme şansınız var, her biri de kendi içinde ayrı bir sanatsal haz ve aynı zamanda gelir getirecektir. Spor tercihinin sebebi nedir?
Okuldayken sürekli çekim yapıyordum, seminerler dinliyordum, ünlü fotoğrafçıları takip ediyordum ve birçok kitap okuyordum. Kameralarımı test ediyor ve bol bol pratik yapıyordum. Spor fotoğrafçılığını kalbimde hissettim diyebilirim. Kız kardeşim sporcu, kocası voleybolcu, ailemiz bir spor ailesi. Ben sporla büyüdüm.
Ben insanla çalışmayı seviyorum. Sporun da ayrı bir dinamiği var. İkisi bir arada olunca görsel anlamda tatmin edici buluyorum. Her spor fotoğrafı içinde bir duygu barındırıyor. Kazanma, mücadele, üzüntü, mutluluk, bunlar hayatımızın içinde yaşadığımız şeyler. Dolayısı ile insanoğlunun doğasında var bu hisler. Sporcular, dünyada bu hisleri en uçta yaşayanlardan, ben de bunları fotoğraflamayı seviyorum.
“Tutkunuz yoksa sporcu değilsinizdir.”
Anladığım kadarı ile spor ve yarattığı görsel şölen sizin için bir tutku. Bu tutkuyu biraz anlatabilir misiniz?
Mücadelemiz doğduğumuz günden beri bizimle birlikte, mücadelesiz yaşayamayız. Spor insanın kendiyle ve rakibiyle mücadelesinin, başarma isteğinin araçlarından biri. Tutkuyu şöyle açıklayabilirim, spor tutkusu olmasa kimse 12 ay boyunca sabah uykusundan vazgeçerek antrenman yapmaz, ya da kimse spor hayatını sosyal hayatına tercih etmez. Tutkunuz yoksa sporcu değilsinizdir.
Fotoğraflamayı en sevdiğim spor belki de en zorlarından biri – ultra maraton. Sporcular zorlu koşullarla karşı karşıya ve gece gündüz çekim yapma şansınız var, ki bu nadirdir. Bu nedenle tüm ekipmanlarla hazırlıklı olmanız gerekir. Kızgın güneşte başlayan bir yarışmaya katıldım, sonra çok yüksek irtifaya ve büyük bir yağmur fırtınasına dönüştü. Bir dağa tırmanıyorduk ve sonra kar yağıyordu! Çok zordu ama ben çok sevdim.
Kurallar çok net, siz orada tam bir yabancısınız ve bu bilinçte değilseniz, kaza veya bir trajedi kaçınılmaz olacaktır.
Spor fotoğrafçılığı zor bir iş mi? Ortaya çıkan işlere bakınca, hele bir de kimsenin giremediği alanlara girme ayrıcalığı olunca, dışardan çok keyifli görünüyor.
Oldukça zor. Zaman zaman ufak tefek tehlikeler de atlattığımız oluyor. Ayrıca bulunduğumuz yer sportif faaliyet alanı, sporculara ait bir alan. Öncelikleri bilmelisiniz, etikleri bilmelisiniz. Nerede nasıl çalışacağınıza dair tüm detayları bilmelisiniz. Kurallar çok net, siz orada tam bir yabancısınız ve bu bilinçte değilseniz, kaza veya bir trajedi kaçınılmaz olacaktır. Fotoğraf çekmek sonuç, öncelik bu tip faaliyetlerde çalışma becerisi, bilgisi. Bu da zamanla öğrenilecek bir şey. Tabi ki sonuçlar güzel olunca keyifli olduğunu anlıyorsunuz.
“Doğada uzun uzun soluklu bir yarış fotoğraflıyorsanız, mutlaka rota okuma bilgisine sahip olmalısınız.”
Çekim şartları her spor için farklıdır, bize birkaç örnek verir misiniz?
Evet, oldukça farklı. Ben daha çok doğada çalışıyorum. Örneğin patika koşuları, açık su yüzme, yelken sporları, bisiklet çekiyorum. Atletizm, tenis gibi salon sporlarında ise kurallar oldukça faklı. Fotoğraf çekimi yapacağınız yerleri daha önceden görmeniz, kuralları bilmeniz gerekiyor. Birkaç örnek vermek gerekirse, atletizm çekiyorsanız duracağınız yer çok çok önemli. Birçok yarış aynı anda yapılıyorken, pozisyonunuz oldukça önemli oluyor. Bir tarafta yüksek atlama yapılırken, diğer tarafta bir başka yarış olabilir ve siz fark etmeden onların alanında bulunuyor olabilirsiniz. Bu yüzden poolda çalışmak zordur.
Doğada ise durum farklı, mesela yelken yarışında parkurun içinde olmamanız, sporculara dezavantaj sağlayacak bir duruma sebep olmamanız gerekiyor. Eğer uzun soluklu bir yarış çekiyorsanız, örneğin bir patika koşusu ise, altı saatten fazla sürecek bir çekimde doğa şartlarına uygun kıyafetlere ve en önemlisi rota okuma bilgisine sahip olmalısınız. Sonuçta her sportif karşılaşmanın kendi şartları var.
Uygun ekipman seçimi, doğru çekim açısı ve iyi bir zamanlama ile takla atan sörfçü fotoğrafı cebinizde.
Bir sörf yarışındaki takla, bir kayak pistinde slalom, bisiklet yarışında buharlaşma ile oluşan tablo ve dahası... Doğru anı yakalamayı nasıl başarıyorsunuz?
Çekim yapacağınız spor ile ilgili oldukça bilgi sahibi olmanız gerekiyor. Zamanla sporcular hakkında da bilgi sahibi oluyorsunuz. Neler yapabileceklerine ve hangi anda bu hünerlerini sergileyeceklerine dair kritik bilgileri zamanla öğreniyorsunuz. Doğru çekim şartlarının oluşmasını beklemek ve doğru zamanlama ile mükemmel bir fotoğraf çekme şansını da böylece yakalamış oluyorsunuz. Örneğin geçenlerde çok rüzgarlı bir havada sörf çekmeye gittim. Bu rüzgarda iyi hareketler yakalayabileceğimi düşündüm ve yanılmadım. Hava şartlarını gözlemlemelisiniz. Uygun ekipman seçimi, doğru çekim açısı ve iyi bir zamanlama ile takla atan sörfçü fotoğrafı cebinizde. Çekim şartlarını gözlemlemeniz de size iyi sonuçlar verecektir. Abu Dhabi’de dünya triatlon yarışında oldukça sıcak bir havada bisikletçilerin yerden yükselen buharlarda yansımalarını çekmiştim. Bu tip güzellikleri fark etmek gerekiyor.
Spor fotoğrafçısının algısı her zaman açık olmalı.
Spor fotoğrafçısının algısı her zaman açık olmalı bence. Bir açık su yüzme yarışında, gün ışığının suyun içine çok güzel girdiğini fark ettim ve sualtı ekipmanı ile yarım su üstü yarım sualtı olacak şekilde fotoğraflamayı başardım. Bu bana ödül getirdi. Su oldukça soğuktu ve biraz akıntı da vardı. Sporcuların yüzme parkuruna girmeden çekmek gerekiyordu. Ama sonuç çok tatmin ediciydi.
Spor Toto Spor Fotoğrafı 3’üncülüğü
Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Basın Fotoğrafları 2020 Ödülleri
Ben bir sporcunun o anını sonsuzlaştırıyorum, bu inanılmaz bir his.
Bu iş size ne hissettiriyor? Deklanşöre basarken içinizde uyanan duygu nedir?
İşimi çok seviyorum ve tutku ile yapıyorum. Sevilmeden katlanılacak bir iş değil çünkü. Sevmeyen biri 16km boyunca, iki makine ve dört lens ile dağlarda yürüyüp, yarışma çekmez. Tutkunuz ve sevginiz yoksa çok zor. Ben bir sporcunun o anını sonsuzlaştırıyorum, bu inanılmaz bir his. Şimdiki zaman ile geçmiş zaman arasında bir bağ kuruyoruz biz. Fotoğraf o zamanın sonsuza kadar kalmasını sağlıyor. Bu beni çok etkiliyor.
Spor dışında bir alanda fotoğrafçılık yapmak ister miydiniz? Örneğin doğal yaşam, savaş?
Açıkçası savaş muhabiri olabilirdim. Buna kendi şartlarım oldukça uygundu. Yaptığım iş o kadar hareketli ki, performans olarak savaş muhabirliğini aratmayacak seviyede diyebilirim. Benim işimin en güzel tarafı da her zaman centilmenliğin kazanması. Mücadele sonrası oluşan dostluğun yarattığı havayı hissetmek çok güzel.
Türkiye’de spor fotoğrafçılığı ile dünyada spor fotoğrafçılığı arasında fark var mı?
Avrupa’da oldukça fazla sportif karşılaşma var ve Avrupalı fotoğrafçılar buralara kolayca ulaşıyorlar. Bizim ise vize, uçak, konaklama gibi birçok engeli aşmamız gerekiyor. Elit sporculara daha kolay ulaşıyorlar, bu da fotoğrafçının onları tanımasına olanak sağlıyor. Ülkemizde ise spor fotoğrafçıları daha yaratıcılar. Ellerinde bulunan değerleri daha iyi gösterebiliyorlar. Bu konuda ülkemdeki tüm spor fotoğrafçılarının yabancı meslektaşlarından bir farkı olduğunu düşünmüyorum. Yurtdışında iş yapan ve harika işlere imza atan birçok spor fotoğrafçımız var.
Bu seneden itibaren Canon EMEA’de konularında lider olan yüzün üzerinde fotoğrafçının bulunduğu marka elçisi programında ülkemi temsil ediyorum. Bu bana çok gurur veriyor. Ülkemizden iki fotoğrafçı var bu programda benim ile birlikte. Çok genç ve gelecekte adını çokça duyacağımıza inandığım yetenekli Emirkan ÇORUT. Yakın gelecekte ülkemizi yurtdışında temsil eden fotoğrafçı sayısının artmasını umuyorum.
Son zamanlarda amatör spor ve sporcuların destekleri arttı. Ancak bu artış istenilen seviyeden çok çok uzakta.
Genelde amatör sporları çekiyorsunuz. Son dönemlerde ülkemizde daha fazla gündem olmaya başladı amatör sporlar. Ama hala beğenilmekle sınırlı kalıyor veya tek bir idol yaratılıyor, branş destek görmüyor. Maddi destek ise çok çok düşük seviyelerde. İşin içinde biri olarak, amatör sporda ihtiyacımız nedir? Dünyada bu işler nasıl yürüyor?
Amatör sporların en büyük dinamiği geniş kitlelerce benimsenmesi. Örneğin yol koşusu. Bugün milyonlarca koşucunun yer aldığı yarışlar yapılıyor. Markalar destek veriyor, oralarda olmak istiyor. Fakat ülkemizde durum biraz farklı. Bu tamamen ekonomik şartlar ve spora bakış açımız ile alakalı. Futbol ve diğerleri diye medyada ayrımcılık yaparsanız, bir futbolcunun şeytan tırnağı için sayfalarca yazı yazarsanız, amatör sporlar için gerekli ilgiyi zaten oluşturmazsınız. Yurtdışında sadece bisiklet, sadece koşu, sadece yüzme gibi birçok farklı branşı ele alan yayınlar var. Okuyucuları da oldukça iyi kitleler.
Ülkemizde okuma alışkanlığı olmadığını düşünüce, medya sadece futbolla dolduruyor sayfalarını. Sonuç olarak sponsorların desteği de görünürlük hesabından yola çıkarak, daha az oluyor amatör sporlara. Son zamanlarda dijital medyanın kuvvetlenmesi ve ilgi odağı olması sebebi ile amatör spor ve sporcuların destekleri arttı. Ama bu artış istenilen seviyeden çok çok uzakta. Bir yarışta global markaların destekleri aranırken, yerel destekler bu işin içinde olmuyor. Örneğin bir şehrin önemli sanayi kuruluşları ya da ticaret odaları, ticari kuruluşlar, bu işin içinde yoklar.
Pandemi bizi oldukça etkiledi. Hatta amatör sporları durma noktasına getirdi.
Son soru olarak, anlık gündeminizi sorabilir miyiz? Kişisel hayat, projeler, ülke gündemi… Onur Çam’ın anlık gündeminde neler var?
Pandemi bizi oldukça etkiledi. Hatta amatör sporları durma noktasına getirdi. Bu durum, bu işlerden kazanç sağlayan veya sporcu olan herkes için geçerli. Antrenmansızlıktan performanslar düştü, ilgi azaldı. Yeni yeni toparlanıyor, istenilen düzeye gelmesi iki seneyi bulur, tabi eğer kısıtlamalar geri gelmezse. Kısa sürede büyük bir basketbol turnuvası, birkaç marka çekimi ve Salomon Cappadocia Ultra Trail geçirdik. Büyük bir yarış ve oldukça heyecanlı geçiyor. Ekip olarak buna hazırlandık bir süredir.