7. Sayı / 5. Kısım
GELECEK “YERELİZM-BÖLGECİLİK-KÜRESELCİLİK” BİRLİKTELİĞİNDE Mİ?
Yazan: Prof. Dr. Yavuz Odabaşı
Pandemi sonrası Dünya Ticareti için öngörülen değişimlerin başında, küreselleşmenin yeni bir boyuta taşınacağı ve her şeyin de buna bağlı olarak değişeceğine yönelik öngörü, gün geçtikçe kendini gösteriyor. Yeni dönemin yönlendirici ve belirleyici iki konusu olduğuna dair genel bir görüş birliği var; İnsanların gitgide birbiriyle daha fazla bağlantılı hale gelmesiyle öne çıkan “bağlantılılık” ve bilgisayar dünyasının bizlere sunduğu “tekno-dijital” gelişmeler.
Küreselleşme ile teknolojik devrim, “bağlantılılık” ve “sınır tanımazlık” ortak özellikleri ile birlikte oluşan fenomenler ve birbirlerinden ayrılamaz durumdalar. Küreselleşmenin yeni boyutu; hem ekonominin hem de toplumun ritminin birlikte, uyum içerisinde gerçekleşmesini sağlayacak gibi görünüyor. Daha insan odaklı bir küreselleşme ihtiyacı, Davos 2019 toplantısında dile getirilmiş ve gelişmiş ülkeler tarafından da kabul edilmiştir. Bu konu, sadece korumacı ve sınırlandırıcı, içe dönük ve kapanmacı ekonomilerin görevi olmaktan çıkmış ve birçok ülkenin uygulamalarına temel oluşturmaya başlamıştır. Böyle bir insan odaklı küreselleşmenin ilk adımı olarak ulusal düzeyde yapılacak düzenlemeler ile bir adımın atılması gerekmektedir.
YERELLEŞME NEREYE KADAR?
“Yerelizm” yerelin önem kazanıp öne çıkmasını açıklamaya çalışan bir terim bir kavramdır ve yerel yönetim altında ürünlerin üretim ve tüketiminin desteklenmesi olarak da düşünülebilir. Şüphesiz, buna yerel tarih ve kültürü de eklemek olanaklı. İki yüzyıldır gelişen küreselleşmeye ve bölgeleşmeye karşı bir tavır da söz konusudur. Küreselleşmenin yarattığı olumsuzlukları ortadan kaldırmaya yönelik uygulamalar içermesinin yanında, uluslararası ticareti de en az düzeyde tutarak kendi kendine yeterli olmaya çalışan, “biz bize yeteriz” diyebilen bir ticaret ve ekonomi anlayışına sahiptir yerelleşme.
Türkiye, Pandemi sonrası meydana gelecek talep artışını karşılamak ve dünya ticaret pastasından daha fazla pay alabilmek için gerekli donanıma ve alt yapıya sahip; yönetim ve esneklik konusunda çevik davranabilecek bilgi, beceri ve deneyimlere de sahip.
Merkezciliğe karşı yerelliğe vurgu yapan “yerelizm” uygulamalarının gelebileceği sınırlara erişilmiş gibi görünüyor. “Ben üreteyim, ben tüketeyim” anlayışı refah toplumu olma yolunda yaratılacak katma değerli ticaret için yeterli olamamaktadır. Türkiye coğrafi konumuyla küreselleşme içinde özel bir yere ve öneme sahip. Bunun temel nedeni Türkiye’nin; ülkeleri, bölgeleri ve kıtaları ticaret, veri ve insan akışları yoluyla birbirine bağlayan jeopolitik bir konuma sahip olması. Tedarik zincirinin verimli bir şekilde çeşitlendirilmesi olanağına sahip olan Türkiye, Pandemi sonrası meydana gelecek talep artışını karşılamak ve dünya ticaret pastasından daha fazla pay alabilmek için gerekli donanıma ve alt yapıya sahip; yönetim ve esneklik konusunda çevik davranabilecek bilgi, beceri ve deneyimlere de sahip.
Küreselleşme ve yerelleşme aslında yanlış anlamalarla birlikte kullanılan bir dikotomi oluşturmaktadır. Olumsuz anlamları içerisinde başkalarını reddetme, biyolojik farklılıkları ileri sürme, yabancı düşmanlığı, otokratik ve totaliter yönetim gibi özellikleri içerirken; olumlu yönleri de bulunmaktadır. Özellikle, iyi yurttaşlık, yurtseverlik ve özgünlük gibi değerler açısından yerel gerçeklerin varlığı kıymetli değerler olarak görünmektedir. Bunların yanında, küresel ticarette artık yerli zihinler ve kültür de önem kazanmaktadır.
Küresel rekabet, bu ve benzeri özellikler nedeniyle, daha fazla katma değer üretmeye yönelmeyi zorunlu kılıyor. Dünyadaki gelişmeler, yöneticiler tarafından yerelleşme ya da küreselleşmenin birinden birinin seçilmesi ve benimsenmesi yerine, ikisinin birlikte nasıl kullanılacağı konusuna eğilmeyi zorunlu kılmaktadır. Özellikle, salgın döneminde yaşanan deneyimler, bu ikisinin nasıl uyumlu bir şekilde birleştirileceği konusundaki fırsatları ortaya sermektedir.
Salgın döneminde yaşanan deneyimler, “küreselleşme” ve “yerelizm”in nasıl uyumlu bir şekilde birleştirileceği konusundaki fırsatları ortaya sermektedir.
TEK KUTUPTAN BÖLGESELLEŞMEYE
Özellikle, 1980’ler ve 1990'lı yıllardan bu yana yaşanan “küreselleşme” olgusu, geride bırakılan 20-30 yıl, içinde önemli bir “reddediş” ile karşı karşıya kaldı. Dünyanın yükselen ve önde gelen, gelişmekte olan ekonomiler olarak adlandırılan, ülkeleri, kendilerine 'dikte' edilmeye çalışılan söz konusu küreselleşme olgusunu kabul etmeyerek, kendi rotalarını çizmeye yoğunlaştı.
Mevcut durum, “bölgeselleşme”ye dayalı yeni ekonomik ve siyasi iş birliklerini hızlandırmış durumda. Bölgeselleşme ile amaçlanan, bölge ülkelerinin kendi aralarındaki ticaretin ve iş birliklerinin artırılmasıdır. Şüphesiz, en yakınımızda ticaret yaptığımız AB ülkelerinde de benzer davranışlar ve tercihler var. Dünyada benzer biçimdeki davranışlar, tercihler ve uygulamalar farklı coğrafyalarda da görülmektedir. Yakın coğrafyanın taşıma maliyeti ve hızlı teslimat gibi özelliklerinin verdiği avantaj, rekabet konusunda tercihler yaratabilmektedir. Tedarik noktalarının yakınlığı, ülkelerin kendi aralarında, kendi içlerinde, uyumlu bir bütünlük içinde birbirleriyle yaptıkları ticaretin bütünleşmesini teşvik etti. Günümüzde ise bu ülkeler, toplu biçimde bir ekonomik güç olarak, küresel ekonomiye açılmak için hazırlanıyor. Bölgesellikteki bu avantajlar dijitalleşmeyle birlikte bölgeselleşme içinde yer alan yerel markaların, bölgeselliğe ve küreselleşmeye doğru yolculuğunu da kolaylaştırmaktadır.
“Yumuşak güç ve nüfuz” kullanımı olarak da bilinen özellikleri içeren bütünlüklü bir strateji; bölgesel ülkelerin coğrafyaları, etnik, dinsel özellikleri, fiziksel, ruhsal ve kültürel yakınlık durumunu ortaya çıkartarak, önemli fırsatlar ve verimlilikler sunmada özel bir vurgu yaratmaktadır. Türkiye, küresel ticarette bölgeselleşme ve yakın coğrafyadan tedarik konularında bölgesel bir güç öznesi olmaya aday; Uzak Doğu Asya, ABD-Avrupa, Avrasya arasında ticaretin köprüsü ve anahtarı rolüne de hazır görünüyor.
Türkiye, küresel ticarette bölgeselleşme ve yakın coğrafyadan tedarik konularında bölgesel bir güç öznesi olmaya aday; Uzak Doğu Asya, ABD-Avrupa, Avrasya arasında ticaretin köprüsü ve anahtarı
AB ülkelerin, dijital teknoloji dönüşümünü geliştirme becerisi yüksek stratejik bir ülke olarak Türkiye’ye her zamankinden daha fazla ihtiyaçları var.
- “Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması” (RCEP) Hindistan’ın yer almadığı 10 Güney Doğu Asya ülkesi ile 5 büyük ülke olan Çin, Kore, Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda arasındaki ekonomik ve ticaret iş birliği anlaşması yılın son aylarında gerçekleşti. Dünyanın bugüne kadar gördüğü en büyük bölgesel ticaret bloğu olan bu yapılanma ile önemli fırsatların ve dolayısıyla rekabetin olacağı öngörülüyor.
- Ülkemizin en büyük ihracat bölgesini oluşturan ABD ve AB ittifakının bundan sonraki yeni küresel düzende rekabet etmesi çok daha kapsamlı ve zor bir mücadeleyi gerektiriyor. Bu mücadeleye AB açısından bakıldığında; yaşlanan nüfus, işgücü, üretim gücü, ticaret gücü açısından zorluklar kendini göstermekte. Bu ülkeler, üretim ve tedarik merkezlerini de alternatif konumda olan Türkiye’ye çekmeye, yönlendirmeye ve bundan faydalanmaya çalışmaya başladılar. Kendi pazarlarına yakınlığının yanısıra, hareket kabiliyeti yüksek, dijital teknoloji dönüşümünü geliştirme becerisi yüksek stratejik bir ülkeye ve işletmelerine, her zamankinden daha fazla ihtiyaçları var. AB’nin yeşil ve dijital dönüşümünü işaret eden “Yeşil Mutabakat” çerçevesinde, pazarlama uygulamalarını iklim krizine alternatif olacak bir sürdürülebilirlik anlayışıyla gerçekleştiren şirketler ise, rekabet yarışında bir adım önde olacak.
Ticaret yolları, küreselleşme için açılımı dünya açısından kolaylaştırmakta ve bu bir gelişim göstergesi olarak kabul edilebilmekte.
- Küresel iş birliğine dayalı bölgesel yapılanmalar eskiden beri süregeliyor. 3-4 saatlik uçuş mesafesindeki fiziksel yakınlık yanında ruhsal -din, dil gibi ırk, kültürel yakınlık gibi- yakınlıklar da tercihler üzerinde önemli etkenler. Ticaret yolları, küreselleşme için açılımı dünya açısından kolaylaştırmakta ve bu bir gelişim göstergesi olarak kabul edilebilmekte. Örneğin, “Tiflis -Bakü- Pekin” hattı ve bugünlerde açılacak olan Nahçıvan -Azerbaycan koridoru yeni ticaret ve işbirliği fırsatlarını oluşturmak için olanaklar yaratmaktadır. Batı Asya’da oluşan Avrasya bölgeselleşmesi içinse, “Rusya - Türkiye - Azerbaycan - Gürcistan - İran - Ermenistan” ile 6’lı platform önerisi önemli bir gelişme olarak görülebilir.
- Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesinin bir kolu olan “Demir İpek Yolu” ile bir diğer koridor, Türkiye’nin ticari olarak genişlemesi için yeni fırsatlar yaratmaktadır. Çok taraflılık ilkesinin yararları olarak, ortakların da kazanması anlayışıyla ülkelerin iş birliğini amaçlayan bu projede kapı rolü üstlenen Türkiye sayesinde Orta Asya, karadan birbirine ticaret yolları ile de bağlanmış olacak. Çin’e 45 gün yerine 15 günde gidecek ve aynı zamanda Orta Asya ülkelerini de Avrupa’ya bağlayacak olan “Pekin-Londra” demiryolu da bitmek üzere. Yılın sonlarında, ilk trenin gelmesi ve bizden de Çin’e beyaz eşya ihracatının ilk defa bu yolla yapılması beklenenlerin gerçekleşmesinin işareti olarak kabul edilmektedir.
Komşu ülkelerle “kapsayıcı” ve “güçlendirilmiş” ilişkiler ve ticaretin artırılması, hem yerel markaların bölge içinde rekabetçi güç kazanması, hem de onların küreselleşme içinde yer almalarında kolaylaştırıcı etkilerde bulunabilmektedir.
KÜRESELE YÖNELİŞ KAÇINILMAZ MI?
Küresel bir kapitalist ekonominin uygulamaları ile yerel kültürlerin uyumsuzluğu ve tek taraflı egemenliği arasında oluşan gerilim, bunun günlük uygulamalarda ürettiği zıtlıklar, yaşadığımız dönemin bir özelliği gibi. Sürtüşmeler, yakınsamalar, iş birlikleri, ortak üretim çabaları çok kutuplu bir dünya düzeni içinde “çoğul bir küreselleşme”yi işaret eden, yeni postmodern oluşumları farklı boyutlara taşıyor. Küresel ticaret, kültür, siyaset, bilgi, enerji, medya, teknoloji akışında çok kutuplu, yeni stratejik merkezler oluşuyor. AB- Amerika, Asya-Pasifik ve Afrika arasındaki etkileşimde olduğu gibi Avrasya, Balkanlar, Ortadoğu, Latin Amerika gibi bölgeler arasında da irili ufaklı benzer oluşumlara şahit olunuyor.
Pandemi sürecinde “küresel veri akışı” çok büyük bir ivme ile artmakta ... e-ticaretin payının toplam ticaretin içinde çok önemli bir sıçrama yapmakta olması ... Bu dönüşüm ve yöneliş, ülkeler ve markalar için geleceğin vazgeçilmez bir mecrası olmaktadır.
Yapılan çalışmalar gösteriyor ki, Pandemi döneminin yıkıcı etkilerine rağmen, küresel ticaret önemini kaybetmeden gelişmesini sürdürüyor. Küresel ölçekte gerçekleşen “evde kal” sloganıyla tam kapanma uygulamaları fiziksel mesafeleri artırmasına karşın, küresel ticaret ilk aylardaki şoku atlattıktan sonra yeni normale doğru adım atmıştır. Postmodern dünyanın yaşamımıza getirdiği “akışkanlık” ve “bağlantılılık” seyahat eden ve çalışan insanların, kentler ve ülkeler arasındaki hareketliliğini, akışını, sınırların kapatılması ve karantinalar nedeniyle sert biçimde etkilese bile, bu olumsuz etki her alanda görülmemekte. Örneğin, “küresel veri akışı” çok büyük bir ivme ile artmakta ve gelişmiş Avrupa ülkeleri “bağlantılılık” ve “veri akışında” da önde gelen ülkeler olmayı sürdürmektedir. “Veri bağlantıları” güçlü olan ülkelerde ve Amazon, Ali Baba gibi markalarda gerçekleştirilen çevik bir yapılanma ile e-ticaretin payının toplam ticaretin içinde çok önemli bir sıçrama yapmakta olması bu nedenledir. Bu dönüşüm ve yöneliş, ülkeler ve markalar için geleceğin
Öte yandan, son yıllarda yaşanan “ticaret” ve “teknoloji” savaşları jeo-politik gerilimler, küreselleşmenin bu yeni dönüşümünü, kültürel çatışma ve siyasal sürtüşme olarak olumsuz etkiliyor. Halbuki, Pandemi döneminde görüldü ki, ülkeler arası dayanışma ve iş birliği bu salgından korunmada en etkili yol. Yardımlaşma ve ortak hareket edebilme ve küresel “bağlantılılık” durumunun, ekonomik olarak rahatlama ve kısmen de olsa büyümeye olumlu etki ettiği de görüldü bu dönemde. Veri akışı ve finansal akış, dijital akışın büyük bir kısmını oluştururken, eğitim, ulaşım ve turizm gibi hizmetlerde önde olan, batının refah toplumları en çok etkilenenler olmuştur.
Kapitalizmin sürebilmesi ve kendisini yenileyebilmesi için alt yapısını oldukça halletmiş olan Türkiye’de, kamunun özellikle dijitalleşme konusunda yatırımlar yapması ve bu dönüşümü
SONUÇ OLARAK:
Küreselleşme bugüne kadar, değişimler göstermiş de olsa, küreselleşme aktörleri tarafından sunulan biçimlerin kabulüne dayanan asimetrik bir serbest piyasa ve küresel ticaretin teşvik edilmesi, serbestleştirilmesi olarak algılanmış ve yürütülmüştür. Bugün ise küreselleşme; dijitalleşmenin gelişmesi, yerel ve küresel ağların oluşması, küresel iletişimin kolayca kontrol edilememesi gibi nedenlerle çok daha farklı ve geniş bir boyutta ele alınıp incelenmelidir. Çok kutuplu ve çok bölgeli hale gelmiş olan yeni dünyada, eskisi gibi olmayı istemek, bağımlı olmak, kontrol edilmenin kabul edilmemesi nedeniyle olanaksız görünüyor artık. Bu açıdan bakıldığında; “ne olursa olsun” düşüncesiyle önceliği, “verimlilik - kar - sınırsız büyüme” ye veren anlayış ve uygulamalarına karşı tepkiler ve alınan önlemler çoğalmıştır. İklim krizinin ve gelir eşitsizliğinin nedenleri arasında bulunan sınırsız kazançlarla büyüme odaklı küreselleşme, artık çok merkezli olan dünya sisteminde eskisi gibi yürütülemeyecektir.
Çok kutuplu hale gelmiş olan dünyamızda:
- Yerelde kalan markalar,
- Bölgesel olmayı gerçekleştirebilen markalar
- Küresel markalar
- Bir ve ikinci aşamaları hiç geçmeden “küresel olarak doğan markalar” olarak ortaya çıkabilmekte;
- “Yerelden bölgesele, bölgeselden küresele “geçişi deneyerek yeterli donanımlarla hazır hale gelen markalar da olabilmektedirler.
Markalar, bu üç oluşumda kendilerine yer bulabilmekte ve dinamik bir yapıyla geçiş yapabilenler, “bir üst lige çıkabilen”, “vites yükselten”, “başka bir araca binen” ve “vagon değil lokomotif olan” olarak tanımlanan atılımları yapabilmektedirler.
Özellikle, Pandemi döneminde meydana gelen sağlık sorunları, tetiklediği ekonomik krizler, gelir dağılımındaki eşitsizliğin artmasını ve düşük büyüme oranlarını doğurmuş; sorunların çözümü için ülkeler arası işbirliklerinin önemini net ve açık olarak göstermiştir. İklim krizi, artan eşitsizlik ve siyasi işbirliğinin yeterli ve dönüştürücü biçimlerde olmaması, küreselleşme açısından en büyük riskler olarak gelişmeleri olumsuz etkilemektedir.
Öte yandan, ülkeler ve şirketler Pandemi döneminde kendilerini ve yeteneklerini değerlendirmeye ve eksikliklerini, zayıflıklarının yanında üstünlüklerini ve kuvvetli yönlerini görme fırsatı yakaladı. Küresel rekabette yer alabilmek için ülkemiz markalarının ve pazarlama uygulamalarının başarıları, ortak hareket ve güç birliğinin kurulabilmesi, “yerelden küresel” e doğru evrilmeyi kolaylaştıracak, ekonomi/ticaret odaklı ortaklıklar ve birlikler “bölgeselleşme” içinde gerçekleşebileceği gibi, “küresel” boyutta da gerçekleşebilecektir.
Buradaki kritik ve önemli nokta, küreselleşen dijitalleşmiş üretim ve küresel tedarik zincirlerinde oluşan çeşitliliği öneren yeni oluşmakta olan küreselleşmeye, “ben tasarlarım, ben üretirim” anlayışıyla hazırlıklı olmaya ağırlık vermektir. Yerel ve küresel yaklaşımların birbirini tamamlayıcı ve destekleyici yönleri bulunmaktadır. Bölgeselleşmede güçlü ve etkin olabilme, bu yönde hızlandırıcı ve kolaylaştırıcı etkiler yaratmakta araçsal bir rol da oynamaktadır.
Yeni küresel dünyanın sunacağı olanaklardan olan “daha az kaynakla daha fazla üretim”i amaçlayan dijitalleşmiş iş modelleri sayesinde elde edilebilecek verimlilik ve katma değerin, ülkeler arasında ve ülke içinde paylaşımında eşitlik amaçlanmalıdır. Türkiye’nin yeni bir yola girdiğinin en önemli göstergesi, “yerli marka, küresel pazar” anlayışının marka ve yaratıcılık gerektiren katma değerli üretim yapabilen yönetimler olacaktır. Geleneksel olarak, “küresel düşün, yerel hareket et” deniliyordu küresel bağları kurabilmek için. Ancak, artık o eşik çoktan geçildi ve daha da zenginleşmek için sadece yerel hareket etme şansımız kalmadı. Çok taraflı, ortak çıkarları savunan, asimetrik olmayan iş birliği ile dönüştürücü uygulamalar, teknoloji ve insana dönük olarak yapılmayı bekliyor.
Biz de, bundan böyle sürdürülebilirlik anlayışında dijitalleşme dönüşümünü hızla yapacak düzenlemeleri gerçekleştirerek “hem küresel düşünmek, hem küresel hareket etmek”, “hem tasarlamak, hem üretmek” birlikteliğini gerçekleştirmek zorundayız.
Siz, ne dersiniz?
Yazan: Prof. Dr. Yavuz Odabaşı