Üsküdar Üniversitesi'nden farmakolog Prof. Dr. İsmail Tayfun Uzbay, Covid-19 pandemisinin vahşi kapitalizmin ve bilimin ticarileşmesinin insanlık için ne kadar tehlikeli olduğunu gözler önüne serdiğini yazıyor.
Uzbay, pandemilerin kendine özgü hikayeleri olduğunu, bu hikayenin ana hatlarını hem etkenin hem de mücadele stratejisinin belirlediğini hatırlatarak Covid-19'u bundan önceki büyük pandemi olan ve 40 milyon insanın ölümüne yol açan İspanyol Gribi ile karşılaştırıyor. Covid-19'un, dünyanın öncelikli gündeminin "ekonomi" olduğu bir dönemde, tamamen ilgisiz bir alandan — biyolojiden — gelerek küresel ekonomiyi durma noktasına getirdiğini vurguluyor: toplam ağırlığı yaklaşık 1 gram olarak tahmin edilen bir virüsün, seyahatten eğitime, ibadetten meclislere kadar tüm sosyal hayatı durdurabilmesi.
Yazının merkezi tezi net: "Covid-19 vahşi kapitalizmin dünya ve insanlık için ne kadar kötü bir şey olduğunu göstermeye başladı bile." Uzbay, hastanın müşteri, aşı ve ilacın ticari ürün olarak görülmesinin insani açıdan kabul edilemez olduğunu savunuyor; Türkiye'nin sağlıkta kapitalist sisteme tam geçmemiş olmanın avantajını kullandığını, buna karşılık "sosyal devlet" imajı taşıyan İsveç'in ekonomik kaygılarla tercih ettiği sürü bağışıklığı stratejisinin İstanbul'un sadece Avrupa yakası kadar nüfusa sahip bir ülkede benzer ölüm sayılarına yol açtığını örnek gösteriyor.
Uzbay'a göre virüsü yenmenin tek yolu "bilim, idealizm, empati ve iyilik". Bilimin 19. ve 20. yüzyıldaki idealist "fabrika ayarlarına" dönmesi gerektiğini, ticari kaygılarla üretilen bilimin insanlığın temel sorunlarına uzun vadede çözüm getiremeyeceğini savunuyor. Yazısını somut bir çağrıyla bitiriyor: sağlık çalışanlarına destek olmak, siyaset üstü bir dayanışma içinde bilime saygı duyup dezenformasyondan kaçınmak ve "maske, mesafe, hijyen" ilkesine bireysel olarak uymak — "Sonuç olarak bu da geçecek."
