Ronald Bailey ve Marian L. Tupy'nin "Her Zeki Kişinin Bilmesi Gereken On Küresel Trend" kitabını ele alacağım. Harvardlı psikolog Steven Pinker'ın dediği gibi: "Dünyayı anlamanın iki yolu vardır; ya son bir saat içinde gezegenin herhangi bir yerinde meydana gelen en kötü şeyler hakkında anekdotlar edinirsiniz, ya da insanlık durumunu değiştiren büyük gelişmelere kuş bakışı bakabilirsiniz. Birincisine 'haber' denir; ikincisiyle dengelemenizi öneririm." Kitaptaki ilk 10 trendi, bilinçli olarak ters yönden, birer "tehlike" sorusu olarak size aktarıyorum.
1. Herkes zenginleşiyorsa topluma etkisi nasıl oluyor?
1820'den bu yana dünya ekonomisi yüz kattan fazla büyüdü; 2018'e kadar dünya GSYİH'sı 121 trilyon doları aştı. IPCC'nin orta senaryosuna göre küresel ekonomi 2100'e kadar 600 trilyon dolara ulaşabilir. Peki bu zenginleşme, artan talep ve israf bize çevre, ahlak ve aile açısından ne getirecek?
2. Artık yoksul kalmadı mı?
Aşırı yoksulluk oranı 1981'de %42'den 2018'de %8,6'ya geriledi. Mevcut hız korunursa 2030'da dünya nüfusunun %5'inden azı yoksul olacak. Ama bu, daha iyi gelir dağılımı talebini artırıp sosyal huzursuzluklara yol açabilir mi?
3. Kaynaklarımız bitiyor mu?
1980'de 60 dakikalık çalışmayla alınabilen bir emtia sepeti, 2017'de sadece 21 dakikalık çalışmaya mal oluyor — kaynaklar Paul Ehrlich'in 1968'de öngördüğü gibi tükenmedi, tam tersine göreceli olarak ucuzladı. Ama artan tüketim talebine cevaben artan arz, zaten sınırlı kaynakları daha erken tüketmeyecek mi?
4. Artan nüfus tehlikesi gerçek mi?
Demograf Wolfgang Lutz'un hızlı ekonomik büyüme senaryosunda dünya nüfusu 2060'ta 8,9 milyarda zirveye ulaşıp yüzyıl sonunda 7,8 milyara düşebilir. Peki duraksayan nüfus artışı, daha yaşlı ve bakıma muhtaç bir dünya anlamına gelmiyor mu?
5. Kıtlık olmayacak mı?
Kişi başına günlük gıda arzı 1961'de 2.196 kaloriden 2017'de 2.962 kaloriye çıktı. Ama kıtlık çeken kitleler gıdayı hangi mali kaynakla temin edecek, zaten zengin olanlar niye gıdalarını karşılıksız paylaşsın?
6. Doğal hayat sona mı eriyor?
Küresel ağaç gölgesi 1982-2016 arasında Alaska ve Montana'nın toplamından büyük bir alan kadar arttı. Ama artan zenginlik ve talep, yine de doğal hayatı tehdit etmeye devam etmeyecek mi?
7. Sanayileşme ve kentleşme zenginliğin anahtarı mı?
Dünya Bankası'na göre hiçbir ülke sanayileşme ve kentleşme olmadan orta gelire ulaşamadı. Şehirlerde yaşayanların oranı 1950'de %29'dan 2018'de %55'e çıktı. Ama insanlar kırsalı terk ettikçe, mekanize edilemeyen küçük tarım arazileri boş kalmayacak mı?
8. Demokrasi mi, otokrasi mi daha yaygınlaşıyor?
Tam teşekküllü demokrasi sayılan ülkelerin oranı 1989'da %31'den 2017'de %49'a yükseldi. Ama bu artan iletişim hızından mı, yoksa sosyal medya sayesinde herkesin bir haber kaynağı hâline gelmesinden mi kaynaklanan bir algı; belki de yüzyılın ortasındaki faşist akımın bir tekrarı mı?
9. Savaş mı, barış mı?
RAND Corporation'a göre devletlerarası savaşlar İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana genel olarak azalıyor. Ama Kuzey Kore tehditleri, ABD-Çin gerginliği, Rusya'nın Ukrayna işgali, Çin'in Tayvan tehdidi karşısında cevabımız hâlâ barış mı — nasıl, ne kadar süreyle?
10. Doğal afetler artıyor mu?
Bir kişinin doğal afette ölme ihtimali 1920'lerden bu yana yaklaşık %99 azaldı; erken uyarı sistemleri ve zenginleşme sayesinde. Ama iklim değişikliği beklentisi gerçekleşirse, doğal afetler hakkındaki beklentimiz ne olmalı?
Şimdi tehditleri okudunuz — Ne dersiniz?
