Gündem
Yapay Zeka: Normal Bir Teknoloji Yaşam: Hiçbir Şey Olmayan Dizi Yapay Zeka: Yapay Zekâ Çağında Hikâyeyi Kim Yazıyor?
İş ve İletişim Kültürü Dergisi
İletişim

Devekuşu Paradoksu mu Yaşıyoruz?

Murat Ülker, 6 Şubat depreminin ardından Türkiye toplumunun neden bilgiye rağmen hazırlıksız kaldığını, Meyer ve Kunreuther'in 'Devekuşu Paradoksu' kavramı ve Ipsos'un çarpıcı anket verileri üzerinden tartışıyor.

Devekuşu Paradoksu mu Yaşıyoruz?

6 Şubat'ta 10 ilimizi şiddetle etkileyen deprem ve sonrasında yaşadıklarımız bize tekrar gösterdi ki, Türkiye'nin bir deprem kuşağı olduğunu bilmeyenimiz yok. Bilim insanları 1999'dan bu yana fay haritaları çizip veri temelli uyarılar yapıyor. Peki neden hâlâ hazırlıksız yakalanıyoruz?

Ipsos'un çarpıcı verileri

Ipsos'un 2023 Beklentiler Araştırması'na göre toplumun %66'sı büyük bir doğal afet bekliyor — bir önceki yıla göre 8 puan artmış bir oran. Depremin vurduğu 10 il dışında yaşayanların %85'i kendi ilinde de böyle bir afet yaşanabileceğinden endişeli. Ama bu endişeye rağmen sadece %24'ü konutunun depreme dayanıklılığını araştırmış; %27'si evinin dayanıklı olmadığını, %36'sı ise emin olmadığını söylüyor. Binası riskli çıkarsa taşınmayı düşünenlerin oranı %86 iken, sadece "deprem olma ihtimaline karşı" taşınmayı düşünenlerin oranı %40'a düşüyor. DASK sigortası olmayanların oranı %55, bunların da yalnızca yarısı sigorta yaptırmayı planlıyor.

"Devekuşu Paradoksu"

Bu tutarsızlığın nedenini, Pensilvanya Üniversitesi'nden Prof. Robert Meyer ve Prof. Howard Kunreuther'in "The Ostrich Paradox: Why We Underprepare for Disasters" adlı çalışmasında buldum. Akademisyenler, 2008'deki Ike Fırtınası'nda (1900'de aynı bölgede 8.000'den fazla kişiyi öldüren bir fırtınanın yüz yıl sonraki tekrarı) bilgi ve "koruyucu eylem" arasındaki uçurumu incelemişler: bilim felaketleri tahmin etme yeteneğini geliştirmiş, ama bu fiziksel kayıpları azaltmamış.

Altı sistemik yanılgı

  1. Miyopluk — yakın geleceği uzak gelecekten çok daha net görme eğilimi.

  2. Amnezi — geçmiş felaketleri unutup olay mahalline geri dönme.

  3. İyimserlik — iyi sonuçlara odaklanıp kriz hazırlığını erteleme.

  4. Atalet — statükoyu koruma eğilimi, önleyici eylemleri "olağan dışı" görme.

  5. Basitleştirme — karmaşık riskleri birkaç kolay faktöre indirgeme.

  6. Sürü yanılgısı — eksik bilgiyle karar alırken grubu takip etme.

Bu yanılgıları aşmak için dört adımlı bir davranışsal risk denetimi öneriliyor: yanılgıları tanımlamak, bunların risk yanlış anlamalarına nasıl yol açtığını açıklamak, gerçek hazırlıkta nasıl ortaya çıktığını analiz etmek ve eylemleri değiştirecek çareler tasarlamak.

Sorumluluk algısı ve iletişim

Ipsos'un araştırmasına göre toplum, can kayıplarının sorumlusu olarak en çok müteahhitleri (%84) ve yapı denetim firmalarını (%74) görüyor; belediyeleri sorumlu tutanlar sadece %8. Binaların yıkılma nedeni sorulduğunda "yönetmeliğe aykırı kaçak yapılaşma" (%75) ve "yapı denetim firmalarının işini yapmaması" (%71) öne çıkıyor; "depremin kendisi çok büyüktü, yapılabilecek bir şey yoktu" diyenlerin oranı sadece %22. Depremle ilgili haberleri toplumun %98'i takip ediyor — ikinci depremde TV'den haber alma sosyal medyanın 2,5 katına çıktı; Fox TV ve Instagram en çok tercih edilen mecralar oldu.

Sonuç: yörük sırtından kurban kesmemek

Yaşanan büyük afete rağmen toplumun sadece %24'ü gelecekteki depremler için "kesinlikle her türlü önlemin alınacağını" düşünüyor; %76'sı hâlâ gerekli önlemlerin alınmayacağına inanıyor. Devekuşu paradoksundan kurtulmak için hepimizin üzerine düşeni yapması gerekiyor: bireyler olarak bu altı yanılgıyı aşmalı, belediyeleri ve kamu kuruluşlarını kendi vicdanlarına bırakmadan sorumluluklarını yerine getirmeleri için baskı altında tutmalıyız. Öncelikle "yörük sırtından kurban kesme" çabası içine girmeden, kendi sorumluluğumuzu başkasının üstüne atmadan, bilimin ürettiği bilgiyi kulak arkası etmeden — başta büyük İstanbul depremi olmak üzere tüm depremlere karşı ivedilikle harekete geçmeliyiz.

Sayı 21 kısım 1 kapağı
Bu yazı Anlık Normal'in 21. sayısında yayımlandı.