20 yıllık avukat Yunus Emre Berk, "iyi bir hukukçu nasıl olunur?" sorusuna kendi mesleki yolculuğundan, İngiltere'deki hukuk sisteminden ve Anadolu'nun tarihsel adalet anlayışından yola çıkarak cevap arıyor.
Berk, İngiltere'de yüksek lisans yaptığı yıllarda "barrister" (kıdemli avukat) olabilmenin, önceki 4 yıllık üniversite eğitimine ek olarak toplamda yaklaşık 10 yıl sürdüğünü anlatıyor — bu unvanın kökeni Haçlı Seferleri'nden yenilgiyle dönen İngiliz şövalyelerin idam edilmemek için avukat talep etmesine, ve kurtulan şövalyelerin kendilerini savunan avukatların yaşayabilmesi için Londra'da "Lincoln's Inn" bölgesini onlara tahsis etmesine dayanıyor. Berk, Magna Carta'yı British Library'de bizzat görme fırsatı bulduğunu, hukukun kraliçe dahil herkese eşit uygulandığı bu sistemde önemli deneyimler edindiğini paylaşıyor.
Anadolu'nun devlet-adalet mirası
Berk, mahkeme salonlarında yazan "Adalet mülkün temelidir" ibaresinin Halife Hz. Ömer'e ait olduğunu, Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk'ün adının "devlet düzeni" anlamına geldiğini ve Atatürk'ün de sık sık bu sözle söze başladığını hatırlatıyor. Muhyiddin İbnü'l Arabi'den Mevlana'ya, Hacı Bektaş'tan Akşemseddin'e kadar Anadolu'daki manevi önderlerin, sultanların "stratejik danışmanları" olarak devlet yönetimine bilim, adalet ve eşitlik ilkelerini yerleştirdiğini savunuyor. Bu geleneğin Atatürk'ün devlet yönetimini bilime, adalete ve insana saygıya dayandırmasında da sürdüğünü ekliyor.
Berk, bu tarihsel çerçeveden hukuk mesleğine dönük net bir ilke çıkarıyor: "Kamu yararına bir meslek olan avukatlığın, her türlü baskı ve etkiden uzak, yalnızca adaletin tecellisi için çalışan, özgür bir yapıda olması elzemdir." Avukatların siyasi görüşlerine, dinlerine, hatta tuttukları takıma göre bile ayrışmaması, bu ayrılıkları baro veya mahkeme kapısında bırakması gerektiğini vurguluyor — ve bunu güncel baro bölünmesi tartışmalarına da bir perspektif olarak sunuyor. Yazının sonucu: "İyi hukukçu olmak için önce iyi insan olmak gerekiyormuş... Bu yolun pusulası kendini bilmektir."
