Birkaç aydır hem geleneksel hem sosyal medyada artan bir şekilde mülteci-göçmen karşıtlığının güçlendiğini, adeta kimsenin karşı çıkamadığı "ortak bir kanaat" haline getirildiğini tespit etmek zor değil. Bugün Türkiye'de göçmenler ve mülteciler için olumlu duygular beslemek, onları anlamaya çalışmak, zor olmanın ötesinde tehlikeli hale gelmiştir. Ankara Altındağ'da mültecilere dönük saldırıların ardından iki genç gazetecilere şöyle demişti: "Bundan sonra sadece mülteciler değil, onlara yardımcı olanlar da düşmanımızdır. Onlar da defolup gidecekler."
"Prima facie" mülteci ile "göçmen" arasındaki fark
Afganistan'dan ülkemize doğru yaşanabilecek bir göç dalgası korkusu herkesi sarmış gibi görünüyor — iktidar ve muhalefet, bir "göçmen" daha kabul edecek durumumuz olmadığını söylüyor. Oysa on sekiz Birleşmiş Milletler kararında terör örgütü olarak kabul edilen Taliban'ın işbaşına gelmesinden itibaren ülkesini terk eden her Afgan "prima facie" (ilk görüşte) mültecidir, göçmen değil — aksi ispatlanıncaya kadar mülteci kabul edilirler ve Türkiye'ye giriş yaptıktan sonra sınır dışı edilemezler.
Sıradan vatandaşın bu ayrımı bilmesini istemek haksızlık olur. Ama ülkeyi yönetme iddiasında olanların bu vatandaşları ısrarla "göçmen" gibi terimlerle anmaya devam etmesi bilinçli bir çarpıtmadan başka bir şey değildir. Sorun doğru konulmazsa, çözümü bulmak da mümkün olmayacaktır.
Göç, kriz değil
Sağlık, güvenlik veya daha iyi bir gelecek için vatanından ayrılma, çoğu aile geçmişinin bir parçasıdır. Bu yaygın gerçekliğe rağmen göçü istisnai ve sıkıntılı gören bir çağda yaşıyoruz. Oysa göç ne ender, ne de doğası gereği iyi ya da kötü bir şeydir — kabul edilmesi gereken paylaşılan bir gerçekliktir. Göçün normal bir olgu olduğunu kabul edersek, ev sahibi toplumların bu göçün hızını, güvenliğini ve yönünü daha iyi yönetebileceğine inanmamak için hiçbir neden yoktur. Göç kriz değil, değişimi zorunlu kılan toplumsal sorunların çözümünün bir parçasıdır — göçmen geçmişimiz insanlığın kendisi kadar eskidir.
Entegrasyon: kazan-kazan formülü
Doğru politikalarla entegre edildiklerinde mülteci ve göçmenler bir yük değil, gittikleri ülkenin refahını artıran dinamik topluluklardır. Bir devlet mülteci ve göçmenleri entegre etmeyi ne kadar erken taahhüt ederse, onlar da belirsizliklerle engellenmeden yeni bir yaşam kurabilir. Mültecilerin büyük çoğunluğu için ne yurtlarına dönmek, ne de kotalara dahil edilerek üçüncü bir ülkeye yerleştirilmek gerçekçi bir alternatiftir — geriye kalan milyonlarca mülteci ve göçmen için yegâne ve en gerçekçi çözüm, bu insanların aileleriyle birlikte ülkemize entegre edilmeleri ve burada yeni bir hayat kurmalarıdır.
