Dünyada birbirleriyle bağlantılı çok katmanlı krizler yaşanıyor: küresel mali kriz, Covid-19, Ukrayna savaşı, enflasyon, dirilen milliyetçilik. Bu ekopolitik türbülans Türkiye'de de etkisini gösteriyor; büyük deprem felaketinin yarattığı travma bu türbülansın şiddetini daha da artırdı. Servet ve gelir dağılımındaki bozukluk enflasyonla derinleşirken, orta sınıfın konumu da köklü biçimde değişiyor.
"Muhafazakâr orta sınıf" ve tüketim iştahı
Yerleşik seküler orta sınıfa paralel olarak son yıllarda gelişen "muhafazakâr orta sınıf", bir yandan sosyal statü göstergesi olarak tüketimde daha fazlasını isteme iştahıyla çabalarken, diğer yandan "anı yaşama" ve "hayatı kaçırma korkusu" ile edindiklerini korumaya çalışıyor. "Yüksek enflasyon-düşük faiz" düzenine geçiş, orta sınıf olma hissini veren kolay para döneminin bittiğini gösteriyor. Bazı görüşler "sosyal sınıf köpüğü"nün söndüğünü, bir diğer grup ise "orta sınıfın zaten hiç var olmadığını" öne sürüyor.
Üç kesim
Odabaşı, orta sınıfı üçe ayırıyor:
Yükselenler — sosyal asansörü kullanarak sınıf atlamaya çalışan, sembolik tüketimle prestijli markalara yönelen azınlık. Bu kesimin "zihinsel-fiziksel kafa konforu" arzusu onları statükoya meyilli kılıyor ve toplumun diğer kesimlerinden koparıyor.
Direnenler — sınıf atlamanın giderek imkânsızlaştığı, "aşağıya kaymamak" için kıran kırana rekabet eden, yerinde sallanan kesim.
Kaybedenler — sabit gelirli, tasarruf imkânı olmayan, fiyat artışlarını başkasına yansıtamayan kesim (asgari ücretli, emekli, işsiz). "Tutunamayanlar" ya da "vazgeçilmiş sınıf" olarak da anılabilecek bu grup, borçlanarak "yıkılmadım, ayaktayım" duygusuyla direniyor ama giderek yoksullaştığını kabul etmeye başlıyor.
Toksik kutuplaşma ve "duyduğunu duymak isteyen" seçmen
Bu ruh hâlini medyanın yakalayıp işlemesi, öfke ve nefret gibi olumsuz duyguların ortaya çıkmasına, rakipleri aşağılamaya dönük tavırlara yol açıyor. "Sadece kendisiyle aynı fikirde olanları dinlemek" tutumu yaygınlaşıyor; yüzeysel kavrayışların baskın olduğu günümüzde herkes kendi gibi düşünene yöneliyor.
Seçim kampanyalarının başarı-başarısızlığı
Odabaşı, muhalefetin "Bütünleşik Pazarlama İletişimi" araçlarını seçim kampanyasında etkili kullanamadığını, yapısal sorunları güven verecek şekilde anlatamadığını değerlendiriyor: "Umut ve korku üzerine kurulu sol akıl, sağ duygulara hitap eder" anlayışının artık geçerli olmadığını, seçmenin önce duygusal karar verip sonra bunu akılcı gerekçelerle donattığını belirtiyor. İktidarın ise büyüme odaklı somut uygulamalarla (yol, köprü, hızlı tren gibi altyapı yatırımları) sınıfsal tırmanma umudunu besleyen bir kampanya yürüttüğünü, büyük yatırımların yapıldığı bölgelerde oy artışı yaşandığını aktarıyor.
Tüketim ve siyaset arasındaki bağ
TÜİK verilerine göre 2023'ün ilk çeyreğinde iç talep ve özel tüketimin etkisiyle %4 büyüme gerçekleşti; bu büyüme içinde emekçilerin payı %38 oranında arttı. Odabaşı, seçim sonuçlarının ardında tüketim ile siyaset arasındaki sıkı bağın göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor: seçmenin tüketime olan tutumu ile siyasete olan tutumu arasında güçlü bir ilişki var.
