Dünya Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım, koronavirüs sonrasında tarım ve gıdada kendine yeterlilik, korumacılık ve "gıda milliyetçiliği" eksenli yeni bir küresel düzenin kurulacağını yazıyor.
Yıldırım'a göre yeni dönemde her ülke kendi iklimine, coğrafyasına ve kaynaklarına göre üretim odaklı bir tarım politikası izleyecek, üreticisine destek verecek ve ancak üretemediği ürünleri ithal edecek. Uluslararası Ticaret Merkezi'nin (ITC) Mayıs 2020 verilerine göre 93 ülke ihracatta kısıtlamaya giderken 104 ülke ithalatta liberalleşti — yani ülkeler kendi gıda ürünlerini dışarı satmak yerine stoklamayı tercih etti. Rusya buğday ihracatını önce yasakladı sonra kotaya bağladı; Bulgaristan marketlerde yerli süt, et, yumurta ve sebze satışını zorunlu hale getirdi; ABD tarıma 19 milyar dolarlık, Japonya 5 milyar dolarlık ek destek paketi açıkladı.
Yazıda vurgulanan bir diğer eğilim, tarımda teknoloji kullanımının hızlanacağı: drone'lar, sensörler, uzaktan algılama sistemleri ve dijital tarım uygulamaları yaygınlaşacak; gıda tüketim alışkanlıkları da ambalajlı, kolay saklanabilir ürünlere (dondurulmuş gıda, bakliyat, konserve) doğru kayacak. Yıldırım, Türkiye'nin bu yeni düzende avantajlı bir konumda olduğunu vurguluyor: fındık, üzüm, kayısı, incir gibi meyve-sebzede kendine yeterli ve ihracatçı, hububatta büyük oranda kendine yeterli. Buna karşılık yağlı tohumlar, yem bitkileri ve hayvancılıkta sorun yaşanıyor; gübre, mazot, tohum ve ilaç gibi temel girdilerdeki dışa bağımlılık üretimin önündeki en büyük engel olarak öne çıkıyor.
Yazının çıkış noktası net: "Üretmezsek aç kalırız, üretirsek dünyayı besleriz. Türkiye böyle bir ülke." Yıldırım, Türkiye'nin bu tarihi fırsatı değerlendirip üretim odaklı bir politikaya mı yöneleceğini, yoksa ithalata dayalı politikayı sürdürüp büyük tarımsal potansiyelini heba mı edeceğini bir yol ayrımı olarak tanımlıyor.
