Bazen alışkanlıklarımıza öyle bir sarılıyoruz ki onları gerçeğimiz sanıyoruz. Sabah bir fincan çay içmezsem kendime gelemem! Yatağın solundan kalkarsam işim rast gitmez! O çiçek ölürse bu ilişki biter! Neden olaylara, eşyalara veya kişilere bu kadar anlam yüklüyoruz? Yüklediğimiz anlamları hak ediyorlar mı? Biz o anlamlar olmadan yolumuza devam edemez miyiz?
Bırakmak, yaranın kabuğunu koparmak demek
Bu anlam yüklemeler olmadan hayatımıza devam edebiliriz ama edemiyoruz. Çünkü bırakmak, yaramızın kabuğunu koparmak demek — oysa o kabuğu koparmadan o yara gerçekten iyileşmeyecek. Yaralarımız kanamasın diye tutunduğumuz, her şey değişmeden olduğu gibi kalsın diye bırakmadığımız birçok alışkanlığımız var. Oysa bu, değişime karşı koymak demek, ve bunu kimse başaramıyor. Değişimle boğuştukça kabuğun altındaki yara derinleşiyor; biz de yaramız kabuk tuttu diye iyileştiğimizi sanıyoruz. Bildiğimiz mutsuzluğu bilmediğimiz mutluluğa tercih edip duruyoruz.
Şems-i Tebrizi ne demiş: "Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. 'Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir' diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?"
Alışkanlıklar beyni otomatik pilota alıyor
Yapılan araştırmalar, yeni bir şeyi yaparken beynin tamamen o işe konsantre olduğunu, alışkanlığımız olan bir şeyi yaparken ise farklı şeyler düşündüğümüzü gösteriyor. Yeni bir işi yaparken beynin ön frontal korteksi çalışırken, alışkanlık haline getirdiğimiz bir işi yaparken bunu bazal gangliyaya devrediyoruz — yani otomatik pilota alıyor. Bir düşünün: her gün işe arabanızla aynı yoldan gidiyorsunuz, öyle günler oluyor ki kendinizi bir anda ofis otoparkına park ederken buluyorsunuz ama yolu hatırlamıyorsunuz. İşin daha kötüsü, mutsuzluğumuza rağmen mutsuz hayatımıza takılı kalıyoruz — işyerine lanet ede ede her gün o otoparka park edip, emekli olduğumuzda mutlu olma hayaliyle çalışıyoruz.
Alışkanlıklar bizi uyuşturuyor
Araştırmalar, alışkanlık edindiğimiz bir konuda karar vermek için pek araştırma yapmadığımızı gösteriyor — yani alternatiflerimizi daraltıyoruz. Hep aynı kahve markasını içiyoruz, yeni çıkan daha lezzetli markaları kaçırıyoruz. Kahve olarak düşünürseniz önemsiz gibi görünüyor, ama örneği büyütürsek: mutsuz olduğumuz işyeri, mutsuz olduğumuz evlilik, mutsuz olduğumuz ilişkiler için de aynı davranışı gösterdiğimizi düşünürsek, alışkanlıkların bizi nereye götüreceğini görebiliriz. Alışkanlıkları değiştirmek cesaret istiyor.
