Gündem
Yapay Zeka: Normal Bir Teknoloji Yaşam: Hiçbir Şey Olmayan Dizi Yapay Zeka: Yapay Zekâ Çağında Hikâyeyi Kim Yazıyor?
İş ve İletişim Kültürü Dergisi
Yaşam

Doç. Dr. Doğan Kalafat: "Bu Doğal Olayı Afete Çeviren, Toplumlardır"

Kandilli Rasathanesi BDTİM Müdürü Doç. Dr. Doğan Kalafat, Türkiye'nin deprem coğrafyasını, 6 Şubat'ta yıkılan binaların yapısal sorunlarını ve İstanbul depremine hazırlık için yapılması gerekenleri anlatıyor.

Doç. Dr. Doğan Kalafat: "Bu Doğal Olayı Afete Çeviren, Toplumlardır"

Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi Müdürü Doç. Dr. Doğan Kalafat ile depremi, Türkiye'nin deprem coğrafyasını ve alınması gereken önlemleri konuştuk.

"Bu doğal olayı afete çeviren, toplumlardır"

Kalafat, depremin bir doğa olayı olduğunu, onu afete çevirenin toplumlar olduğunu vurguluyor. Türkiye, Yunanistan ve İtalya ile birlikte bu coğrafyada deprem tehlikesinin en yüksek olduğu ülkelerden biri; üç kuşaktan biri mutlaka büyük bir depremle sınanıyor. Kırk yıldır sismolojiyle uğraşan Kalafat, sadece 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremlerinde 20.000 depremi analiz ettiğini söylüyor — ama yine de "her depremde yeni bir şey öğreniyorum, deprem konusunda hâlâ bir nokta kadar bilgim var" diyor, çünkü uğraşılan olaylar 4-7 milyon yıllık.

Türkiye bir laboratuvar

Kalafat, Türkiye'yi dünyadaki en büyük deprem laboratuvarlarından biri olarak tanımlıyor — Kuzey Anadolu Fayı, Doğu Anadolu Fayı, Arabistan levhası sınırındaki bindirim kaynaklı depremler, Batı Anadolu'daki çöküntü havzaları aynı coğrafyada bir arada bulunuyor. Yörelerin kendine has deprem oluş düzenleri var: bazısı uzun süre enerji biriktirip ana şokla boşaltıyor, bazısı (1995 Dinar gibi) öncü şok-ana şok-artçı şok düzeninde, bazısı ise "deprem fırtınası" (Bigadiç örneği) ya da birbirine bağlı fay parçalarının aylarca sürebilen "deprem serisi" şeklinde ilerliyor.

1980'lerden beri öngörememek bahane olamaz

GPS teknolojisinin devreye girdiği 1980'lerin sonundan itibaren Türkiye'nin deprem riskinin bilinmemesi mazeret değil. 1939 Erzincan depreminden sonra şehir "muntazam nizamda, çok katlı olmayan, depreme uygun" şekilde yeniden imar edilmişti; ama zamanla imar afları, çıkılmaması gereken katlar ve hasım yapılaşmayla aynı bölge 1992'de tekrar yıkıldı. Kalafat'a göre bunun sorumlusu, felaketi kuşaktan kuşağa bir afet kültürü olarak aktaramayan toplumun kendisi.

6 Şubat'ta yıkılan binalar

Kalafat, yıkılan "sözde betonarme" binalarda kullanılan betonun standarda uymadığını, kolonların zayıf olduğunu, temel derinliklerinin sadece 3-4 metrede kaldığını anlatıyor — üstelik konutların altına mağaza, market gibi ticari birimler yerleştirilmesinin "Ortadoğu kültürü" kaynaklı riskli bir uygulama olduğunu vurguluyor. "Bu bizim kaderimiz değildir."

Vatandaşın çaresizliği

Vatandaşın evinin depreme dayanıksız olduğunu bilse de ekonomik koşullar nedeniyle taşınamadığını kabul eden Kalafat, ideal olanın lüks olmasa da mutlaka depreme dayanıklı binalarda ikamet etmek olduğunu söylüyor. Aile afet planı yapmayı, doğal gaz vanalarının nasıl kapatılacağını bilmeyi ve deprem sonrası 1-1,5 yıllık artçı dönemini planlamayı öneriyor.

Marmara/İstanbul depremi ve riskli bölgeler

Kalafat, "Marmara'da deprem tehlikesinin fotoğrafı çekilmiş durumda, bunda konuşulacak bir şey yok" diyor. Büyükşehir belediyesiyle yapılan senaryolara göre Bağcılar'ın %70'i 1999 öncesi yapılmış, çok sayıda tekstil atölyesi barındıran, taşıyıcı unsurları zayıf riskli bölgelerden biri; bu tür pilot bölgelerin öncelikle ıslah edilmesi gerekiyor.

Sonuç: bilim yeterli değil ama vazgeçilmez

Kalafat, sismolojinin ve GPS teknolojisinin tek başına yeterli olmadığını, doğanın kaotik davranışının önceden tam öngörülemediğini kabul ediyor. Ama çözüm bilimden vazgeçmek değil, bilimi etkin kullanarak dirençli bir toplum olmak ve depreme dayanıklı binalar inşa etmek: "Bilimi yapmaya devam edebilmemiz için hayatta kalmamız lazım."

Sayı 21 kısım 2 kapağı
Bu yazı Anlık Normal'in 21. sayısında yayımlandı.