Fındık, ülkemizin tek kalemde en önemli ihraç ürünlerinden biri; her yıl neredeyse tüm dünyanın ihtiyacından fazlası hasat ediliyor. Bu müstesna pozisyona rağmen fındık politikamız her yıl, bilhassa yerel politikaya kurban giden bir savrukluğa sahne oluyor. Vadeli işlem ve opsiyon piyasasının, borsanın ve antrepoculuğun olmaması gibi belirsizlikler, komşu havza ülkeleri dışındaki Amerika ve Avrupa'yı kendi ihtiyaçları fevkinde fındık yetiştirmeye yöneltiyor. Bu yazıda, konuyu akademisyen Prof. Dr. Mehmet Pala ve Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Edip Sevinç'in farklı bakış açılarıyla aktarıyorum.
Prof. Dr. Mehmet Pala: Yeni bir fındık üretim modeli
Fındık, 4 milyon kişinin geçimini doğrudan veya dolaylı sağladığı, Türkiye'nin dünya üretim ve ticaretinde %70 pay aldığı stratejik bir ürün. 2021'de 344 bin ton ihraç edilerek 2,26 milyar dolar gelir sağlandı. Ama Doğu Karadeniz'de verim dekar başına sadece 65 kg iken (Türkiye ortalaması 90-95 kg), ABD'de bu rakam 280 kg'a çıkıyor. Ordu'daki fındık bahçesi sahiplerinin %70'i ilin dışında yaşıyor; bahçelerin çoğu 80-100 yaşında ve yenilenmeye muhtaç.
Pala'nın önerisi: mülkiyet bazlı değil gelir ortaklığı esaslı "Birleşik Fındık Üretim Şirketleri" kurmak, Block Chain ile şeffaf ürün/para takibi sağlamak. Bu modelle dekar başına verimin 90 kg'dan 200 kg'a çıkacağını, üretici gelirinin iki katına yükseleceğini öngörüyor. Ayrıca lisanslı depoculuğun 100.000 ton kapasiteye yaygınlaştırılmasını, gereksiz kırma-kavurma tesisi kapasitesinin (mevcut kapasite ihtiyacın 4-5 katı) desteklenmemesini ve TÜBİTAK Gebze Gıda İnovasyon Merkezi ile Giresun Üniversitesi koordinasyonunda Ar-Ge çalışmaları yapılmasını öneriyor. Badem ve ceviz tüketimi 2007-2019 arasında sırasıyla %114 ve %144 artarken fındık tüketimi ancak %32 arttı — bu da rekabetin ciddiyetini gösteriyor.
Edip Sevinç: "Fındık politik bir ürün olmaktan çıkarılmalı"
2006'dan beri sektörün çeşitli kurullarında görev yapan Sevinç, fındığın yıllık 2-2,5 milyar dolar net döviz girdisi sağladığını, ama Doğu Karadeniz'de neredeyse tek geçim kaynağı olması nedeniyle siyasetin özel müdahalesine açık kaldığını vurguluyor. Arazilerin miras yoluyla bölünmesi, göç ve yaşlanan nüfus, üretimi kendi hâline bırakmış durumda. Block Chain ve Birleşik Üretim Şirketleri fikrine katılsa da, bunun belediyeler değil profesyonel şirketler eliyle yürütülmesi gerektiğini savunuyor — Şili ve ABD'deki başarının, Ferrero'nun alım garantili bahçeleri sayesinde olduğunu hatırlatıyor.
Sevinç'e göre en vahim sorun, arz-talep dengesinin siyaset tarafından hiçe sayılması ve fındık maliyetinin gerçekte 1-1,5 dolar civarındayken suni yüksek taban fiyatlarla belirlenmesi — bu da rakip ülkelere kilo başına 2 dolar kâr bırakıyor. Türkiye'nin üretim tekeli son yıllarda %65'in altına geriledi; ABD 10 yılda 250.000 ton, Şili 100.000 ton üretim hedefliyor. "Nereden çıktığı bilinmeyen 3 USD kabuklu fındık fiyatı paradigması, hızla büyüyen rakip ülkelerdeki üretim alanları yakın bir felaketin habercisidir" diyen Sevinç, çözümün serbest piyasa kurallarına dönmekten ve popülizme son vermekten geçtiğini savunuyor.
