Pazarlama profesörü Yavuz Odabaşı, pandemi sonrası dünya ticaretinde yerelleşme ile küreselleşme arasındaki gerilimi ve Türkiye'nin bölgesel güç olarak konumunu değerlendiriyor.
Odabaşı, pandemi sonrası dönemin iki belirleyici kavramının "bağlantılılık" ve "tekno-dijital gelişmeler" olduğunu, Davos 2019'da dile getirilen "daha insan odaklı küreselleşme" ihtiyacının artık birçok ülkenin politikasına temel oluşturduğunu belirtiyor. "Yerelizm"in ("biz bize yeteriz" anlayışının) sınırlarına ulaşıldığını, küreselleşme ile yerelleşmenin artık birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı olarak ele alınması gerektiğini savunuyor.
Türkiye'nin bölgesel köprü rolü
Odabaşı, Türkiye'nin jeopolitik konumu sayesinde Uzak Doğu Asya, ABD-Avrupa ve Avrasya arasında ticaretin "köprüsü ve anahtarı" olmaya aday olduğunu vurguluyor. Çin'in "Bir Kuşak Bir Yol" projesinin parçası olan "Demir İpek Yolu" ve tamamlanmak üzere olan "Pekin-Londra" demiryolu sayesinde Çin'e ulaşım süresinin 45 günden 15 güne ineceğini, yılın sonunda Türkiye'den Çin'e ilk beyaz eşya ihracatının bu hat üzerinden yapılmasının beklendiğini aktarıyor. AB'nin yaşlanan nüfus, düşen üretim gücü gibi sorunlarla boğuşurken, üretim ve tedarik merkezlerini Türkiye gibi alternatif konumdaki ülkelere kaydırmaya başladığını belirtiyor.
Veri akışı ve e-ticaretin sıçraması
Pandemi döneminde fiziksel hareketlilik dururken "küresel veri akışının" büyük bir ivmeyle arttığını, Amazon ve Alibaba gibi markaların e-ticarette payını büyük oranda artırdığını yazan Odabaşı, bunun ülkeler ve markalar için "geleceğin vazgeçilmez mecrası" haline geldiğini savunuyor. Türkiye'de kamunun dijitalleşme yatırımlarını hızlandırıp bu dönüşümde "bölgesel güç" konumuna gelmesi gerektiğini vurguluyor. Yazının sonuç sorusu: geleneksel "küresel düşün, yerel hareket et" formülünün artık yetmediği, "hem küresel düşünmek hem küresel hareket etmek", "hem tasarlamak hem üretmek" birlikteliğinin zorunlu hale geldiği bir dönemde Türkiye'nin bu dönüşümü nasıl yöneteceği.
