"Yiyip içtiğimizden memnun muyuz? Gıdada israf var mı?" gibi birçok soruyla karşı karşıyayız. Sorun tedarik zincirinde mi, tarımda mı, yoksa aracı ya da çiftçilikte mi? Bu soruları düşünürken birkaç kitap karıştırdım: Ali Ekber Yıldırım'ın "Üretme, Tüket"i, Prof. Dr. Niyazi Erdoğan'ın "Tarım Ekonomisi ve Finansmanı"sı ve Paco Underhill'in Ocak 2022'de çıkan "Nasıl Yiyoruz: Cesur Yeni Yiyecek ve İçecek Dünyası" kitabı.
Tarımın finansman sorunu
Prof. Erdoğan, gelişmekte olan ülkelerde kırsal alanlarda finansal hizmetlerin gelişmesini engelleyen faktörleri sıralıyor: zayıf altyapılı dağınık nüfusun işlem maliyetini yükseltmesi, tarımın kendine özgü risklerinin kurumların borç vermesini engellemesi, finans sektörünün tarımın ihtiyaçlarına uygun hizmetler sunamaması ve düzenli kayıt/istatistik eksikliği. Rakamlar da iç açıcı değil: tarımın Türkiye GSYİH'sindeki payı 2018'de %5,82'ye kadar geriledi; tarımsal istihdam 2014'te 5 milyon 483 binden 2019'da 5 milyon 97 bine düştü.
Benim fikrim şu: "su kullananın, toprak işleyenin" olmalı. Ülkenin tarımsal arazi stoğu millî servetimiz; verimsiz veya ailevi nedenlerle kullanım dışı kalmamalı. Çiftçilik bir meslek, çiftlik de bir işletme olarak görülmeli ki gençler bu mesleği çekici bulsun. Bugün Türkiye'de çiftçilik belgesi almak, berber açmak için gereken uzmanlık sertifikasından bile daha kolay — bu değişmeli.
Tarım teknolojisinin yükselişi
Dronlar, otonom traktörler, robotik hasat makineleri geliştiren şirket sayısı giderek artıyor. Kapalı dikey tarım, geleneksel çiftliklerden %70'e kadar daha az su kullanıyor ve şehirde tarımı mümkün kılıyor. "Çevrimsel inek" (connected cow) kavramı, süt hayvanlarının sensörlerle donatılarak sağlık ve üretkenliklerinin izlenmesini sağlıyor. Hassas tarım pazarının 2025'e kadar 43,4 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Blokzinciri ise gıda sahtekârlığı, güvenlik geri çağırmaları ve tedarik zinciri verimsizliği gibi sorunları çözmek için kullanılabiliyor — bir gıda maddesinin çiftlikten sofraya yolculuğu artık gerçek zamanlı izlenebiliyor.
"Hasadı bilmeyen niye turfanda istesin ki!"
Paco Underhill'in kitabı, ABD'li müşterilerin %25'inin market alışverişini artık internetten yaptığını, süpermarketlerin zenginleşirken restoran ve kafelerin fakirleştiğini anlatıyor. Yazarın çarpıcı sözü: "Yediğimiz ve içtiğimiz şeyler konusunda büyük bir aydınlanma yaşıyoruz ve bunda teknolojinin de büyük rolü var." Taze meyve ve sebzelerin %20'sinin yenmeyip buzdolabında çürüdüğünü belirten Underhill, genç tüketicilerin hasat mevsimi diye bir şey olduğunu asla anlamayacağını, dolayısıyla turfanda talep etmelerinin de garip olmadığını söylüyor.
Muz örneği çarpıcı: ABD'de yılda 153 milyon tondan fazla muz satılıyor ve Walmart tek başına yılda 750 milyon kilodan fazla muz satarak bunu şirketin en çok satan ürünü hâline getiriyor. Walmart, IBM ile blokzinciri kullanarak müşterisine bir ürünün nerede ve ne zaman hasat edildiğini, kimin getirdiğini anında gösterebiliyor.
Sonuç: alıcı pazarı
Underhill'in vurguladığı gibi, çok fazla seçenekle karşılaştığımızda bunalıp eli boş gidiyoruz — bu yüzden gıda perakendeciliği artık bir "küratörlük" hâline geldi. Alışveriş dünyası bir alıcı pazarına dönüşüyor: fiyatlar üreticiler ya da perakendeciler tarafından değil, dinamik olarak biz tüketiciler tarafından belirlenecek — umarım.
