"Bir Yudum İnsan" anlatıları, hikâyeleştirme başarısıyla Türkiye'nin hafızası haline geldi. İnsan hikâyeleri üzerine bir belgesel geleneği yaratan Nebil Özgentürk ile dünden bugüne gazeteden televizyona, dijitalden telefon ekranlarına hikâyeleri ve kendi hikâyesini konuştuk.
"İnsan hikâyeleri, biraz da memleket hikâyeleri demek"
"Aslında insan hikâyeleri, biraz da memleket hikâyeleri de demektir diyerek yola çıktım. Bütün sanat insanlarının hayatları biraz da ülkenin hikâyeleri demek oluyor. Mesela Orhan Gencebay bugünlerde iktidarı destekleyen bir arabesk sanatçısı — ama ben 15-20 yıl önce belgeselini yaparken kendisinin TRT'de karşılaştığı sansürleri, farklı görüşlere sahip Ruhi Su gibi bir sanat insanıyla dostluğunu anlattım. Magazin yönü olmayan, sadece hayatından ibaret olmayan bir öykü yakalamaya çalıştım."
Sansürden seks filmleri furyasına
"Cüneyt Arkın'ın filmleri de bir dönem sansüre uğramıştı. 1975-1980 arası, seks filmlerinin zirve yaptığı çılgın bir dönem yaşandı Türkiye sinemasında — Türkan Şoray ve pek çok oyuncu işsiz kaldı. İnsanların sinema salonlarına çekilmesi için bilinçli bir politika izlendi o zamanlar: gençler sinemaya gitsin, sokaktaki siyasetle ilgilenmesinler diye. Garip bir politik mantıkla seks filmleri sansürsüz geçti. Sadri Alışık belgeseli sırasında tüm bu tarihi durumları anlatarak işsiz kaldığını anlatıyorsun — böylece bir insan ve memleket hikâyesini bir arada anlattık.
Gazeteden televizyona
"1992 yılında bir insanın hayat öyküsünü anlattığım 'Bir İnsan Bir Hayat' adı altında gazetede tam sayfa yazmaya başladım. Bu format ilgi görünce, o zamanki ATV genel müdürü Ekrem Çatay 'Nebilciğim, bu yazılar çok ilgi görüyor, gel biz belgesel yapalım' dedi. Böylece televizyon hikâyesi başladı. O zamanlar büyük rekabet de yoktu, büyük diziler falan filan — bir 'İkinci Bahar'ımız vardı, bir de 'Mahallenin Muhtarları'. Şimdiki gibi reyting hastalığı da yoktu."
Bir dost sofrasında hikâye anlatmak gibi
"Şeye benzetiyorum yaptığım işi: bir sofrada oturuyoruz, dost sofrası, doğum günü masası. Bazı insanlar vardır o sofrada bir hikâyeyi güzel anlatır — 'Ya babam bir gün askere gitmiş...' diye anlatırken o hikâyeyi çok renkli anlatır, araya bir şeyler katar, böylece o masadakiler çok mutlu olur. Biz de seyirciyi mutlu etmeye çalıştık, sıkmadan, onlara büyük bir hikâyeler zinciri aktararak. 'Bir Yudum İnsan' belgeselinin bugüne kadar uzanmasının nedeni bu."
